Yazar: 04:09 Ekonomi, Manşet Haberler

“MUSLUĞU AÇIK BIRAKMA”

Yazıma senden bir istekte bulunarak başlayacağım, lütfen Google arama motorunu aç ve oraya “su tasarrufu” yaz arından da Görsel Sonuçlara tıkla ve Google’un bulduğu görsel sonuçlara bak. Gördüğün on tane görselden sekizinde musluk fotoğrafı mı var? Eğer öyleyse, skolastik düşünceye hoş geldin.

YAZININ VİDEO HALİ

Bu yazımda sana suçlusu olmadığın bir davada nasıl sanık sandalyesine oturtulduğunu ve suçlu ilan edildiğini, ardından da suçlu olduğuna ikna edildiğini anlatacağım.

Kazancını ve sermayesini korumaktan başka hiçbir kaygısı olmayan endüstriyel kapitalist düzen ve onun kapitalistleri hunharca bir çevre katliamı yaparken asıl suçlulunun kim olduğunu saklayabilmek amacıyla iyi bir propaganda yaptı. Bu propagandanın da sonucu olarak ben dahil, sen dahil birçok masum insan doğa ananın ve çevrenin ölümünden ötürü kendini suçlu zannetti.

Yazıdan önce basit matematiksel hesaplama yaptım. Merak etme, haftada üç, dört defa banyo yapıyorsun diye yılın sonuna kadar geçen sürede yarı olimpik bir havuzu dolduracak kadar suyu tüketmiyorsun dahi. Yani sen ben duşta beş dakika daha fazla durduk diye nehirler ve yeraltı su kaynaklarını kurutmuyoruz. Dubai’de yüz katlı bir otelin, çatı katında bulunan olimpik bir havuzu doldurmakta kullanılan su kadar su dahi harcamıyoruz. O havuzu doldurmak için israf edilen suya kıyasla aldığımız duşlarla hiç mi hiç çevreye zarar vermiyoruz, gönlün rahat olsun.

Sébastien Thibault

Yine aynı mantık düzeyinde ilerleyecek olursak, ihtiyaca göre üretimi bir kenara bırakmış kapitalist üretim süreçlerinin “sırf satılacağını umduğu için” ürettiği plastik şişeleri de almamayı tercih etsek dahi o üretim süreçlerinin kendisinden kaynaklı olan çevresel zararın önüne geçemiyoruz. Yani o şişeyi alıp kullanan ister sen ol ister bir başkası olsun veya hiç kimse kullanamsın, o şişeyi petrokimya sanayii tarafından üretildiği anda zaten masum doğa ananın geleceği tehlikeye atılmış oluyor.

Ama sana bana tersi söylenmişti, denmişti ki, “karbon salınımı çok fazla, bu salınımı düşürmemiz lazım zengin kapitalistler olarak bizlerin, fakirlerden beklentimiz şu “çevreci” olmaları, deodorant kullanmamaları, biodizel araçlara hibrit araçlara, mümkünse elektrikli araçlara geçmeleri, daha az sıklıkla duş almaları” falan filan…

Neticede insanlar tarafından kullanılan suyun %90’nın sanayide ve tarımda kullanıldığını düşünecek olursak ya da enerji konusunda da böyle senin hanende kullandığın elektrik veya özel aracında tükettiğin fosil yakıt asla ve asla toplam tüketimin 4’de 1’inin geçmedi. Yani ne sen biraz daha uzun duş aldın diye yeraltı kaynakları, su kaynakları kurudu ne de markete yürüyerek değil de arabayla gitmeyi tercih ettin diye kutuplarda buzullar eridi.

Kısacası hane halkları olarak hepimiz toplanıp deseydik ki “odun sobası kullanacağız bundan sonra”, “daha çevresel ısınma yöntemleri kullanacağız” bunun ne küresel ısınmaya ne atmosfer kirliliğine kayda değer bir etkisi olmazdı.

Peki bireysel önemlerin kapitalist düzen kaynaklı bu büyük çaptaki problemlere bir çaresi olmayacaksa yani senin benim birer sade yaşam aktivisti ve çevreci bireyler olmamız doğa ananın ve içine yaşadığımız dünyanın zarar görmesine engel olmayacaksa, bizler neden böyle yanlış düşünmemiz konusunda ikna edilmeye çalışıldık?

Yani broşürler dağıtılıyor, bazen belediyeler tarafından evlerden atık maddeler toplanıyor. Çok güzel ama Amerikan Devleti gibi büyük nüfusa sahip kapitalist toplumda dahil bütün belediyelerin atıkları, eğer genel atığın sadece %3’ünü oluşturuyorsa burada artık kendimizi kandırmayı bırakıp açık konuşmaya başlamamız lazım.

Elbette ben sana sade bir şekilde yaşama demiyorum. Gerek faturalarını düşürmek için, gerek iyi hissetmek için bunları yapıyor olabilirsin saygı duyuyorum. Fakat bir şeyi bilerek bunların hepsini yapman kendimize olan saygımızı arttırır diye düşünüyorum. Nedir o bilmeni istediğim şey; israfın tüketim süreçlerinde değil tam aksine üretim süreçlerinde gerçekleştiğidir.

Kapitalist üretim süreçleri ihtiyaca göre işlemediği ve her bir stok sanki elden çıkacakmışçasına, öyle bir umutla üretim yaptığı için, zaten o üretim gerçekleştiğinde ister satılacak ister satılmayacak olsun bütün bu ürünler geri dönülmeyecek bir zarar yol açıyor.

Bu sebeple senin benim bireysel aktivizmim ve bireysel değişimim öyle büyük ve acı toplumsal deneyimlerin önüne geçemediğinden ötürü şu sonuç ortaya çıkıyor; sen, ben, bizler, geniş halk kitleleri, içinde bulunduğumuz toplum ve devletler bu üretim modellerinden dayanışma içerisinde ve hep birlikte vazgeçmediği sürece üretim kaynaklı bu israf ve çevresel zararın ne yazık ki sonu geleceği yok.

Bu şuna benziyor, karşımızda birden fazla seçenek var; tasarruf musluğu alabilirsin, evine su filtresi alabilirsin, aracını biodizel yapabilirsin hiç fark etmez. Yani bireysel ve çevirici bir aktivistin alabileceği bütün önemleri alabilirsin ama eğer bu durumda hangi seçeneği seçersen seç kaybediyorsan, yani soluduğun havanın kalitesiyle kullandığın suyun devamsızlığı ve tükenecek olması gerçeği değişmiyorsa, bizler yani geniş halk kitleleri hangi tercihi yapıyor olursak olalım kaybediyoruz demektir.

Neticede dünyanın neresinde olursa olsun başka bir uygarlık, başka bir millet, başka bir toplum, başka bir ülke, sırf endüstriyel olduğu için gezegen, öldürüyor, sen sade bir yaşam sürerek “ben doğaya az zarar veriyorum” diyorsun ama yaşadığın yerden binlerce kilometre  uzaklarda alınmış bu endüstriyel üretim, kar maksimizasyonu ve israf kararları gezeni yok ettiği için yaşadığın yerle birlikte sende yok oluyorsun.

O halde bireysel aktivizmle birlikte bir şeylerin değişeceğine inanmak biraz saflık olsa gerek öyle değil mi? Benim buradaki en büyük üzüntüm, yazımı okuyanların büyük sorunun sitemde, güç sahibi olanlarda, zenginlerde ve düzende görmeyip, kendilerinde görmesi olur.

Okuyucularım arasında aktivist ve çevreci insanlar var bunu da biliyorum. Suç onlarında değil. Yani suçların hiçbiri bireysel bir tutumun sonucu değil. Bu krizleri yaratan bir süreç var, bir üretim modeli ve bir sistem var ancak biz sorunun kaynağını doğru yerde aramadığımız için çözümü de yanlış yerde arıyoruz.

Unutma! Kapitalizmin senden beklentisi benden beklentisi bizim birer yurttaş olabilmemiz, en azından içinde yaşadığı toplumda bu üretim süreçlerinin karar vericisi konumunda olabilmemiz değil tam da aksine sadece birer tüketici olmamız. Öteki yandan kapitalist bir devlette yurttaş, vatandaş değil de birer tüketici, müşteri haline geldiğimizi düşünecek olursak ve sınırsız tüketim beklentisinin top yekün çevresel bir yok oluşa yol açtığını biliyorsak ve bu durum gün geçtikçe kaçınılmaz hale geliyorsa hepimize geçmiş olsun. Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

SESLİ MAKALE OLARAK DİNLE

07.07.2020 Sevan Onur Duman, DARPHANE PODCAST dizisinden.

(Visited 24 times, 1 visits today)
Kapat
Yandex.Metrica