Yazar: 02:51 Ekonomi, Manşet Haberler

Ayvayı Yedin, Zenginlik Genetikmiş

Son yazıdan bu vakte kadar geçen sürede çalışmamanı gerektirecek kadar zengin olduğunu zannetmiyorum. Güzel bir haberim var. Bugün bunun sebebini öğrendim, evet hem de düşünürken falan aklıma gelmedi. Fotrunes Dergisinde yayınlanmış bir haberi okuyordum, ne gördüm tahmin edin. “Sen genetik olarak zengin değilsin!” gibi başlık taşıyan bir haber. Genetik olarak fakirsin ve fakirliğin kalıtsal.

YAZI’NIN VİDEO HALİ

“Ulan! Bir bu eksikti” dediğini duyuyor gibiyim, sıkıntı yok. Şimdi haberi okuduğumda haberi yapanların ne demek istediğini, benim ise ne dememek istediğimi anlayacaksın. Haberin başlığı şu: “Zengin olup olamayacağınızı genleriniz belirliyor!”, haber 1 Mart 2017 tarihi taşıyor, haber şöyle: “Güney Kaliforniya Üniversitesi, Johns Hopkins Üniversitesi ve New York Üniversitesinden bir takım bilim adamlarının 4 bin 400 kişilik, 50 yaş üzeri Amerikalı bir örnek grupla yaptığı çalışmada, 74 spesifik genetik markörü eğitim derecesiyle ilişkilendiren ve davranışsal genetikçilerin geliştirdiği skor olan “poligenik skor”dan yararlandılar.

Söz konusu endeksin kişinin genlerinin niteliğini ölçtüğünü varsayılıyor. Buna göre, yüksek puana sahip olanların zengin olma olasılığı düşük puana sahip olanlara göre daha fazla.” Üstüne üstük “Daha sonra araştırmacılar kişinin zengin olup olmayacağında rol oynadığı var sayılan eğitim düzeyi, anne babanın eğitim düzeyi, gelir seviyesi gibi diğer faktörleri de incelediler.” Ne bulsunlar sevinirsiniz? “Her ne kadar bu parametrelerin de zenginlikte etkili olduğu düşünülse de, bunlar tek başlarına servet sahibi olmaya yetmiyor”.

Yani ne diyorlar; senin ailen zenginse, senin zengin olacağının garantisi yok.

Kapalı çarşı çocuğuyuz biz, yer miyiz bunları? Dolaylı yoldan şunu söylüyorlar, yani fakirsen bu genetiktir oğlum, genetiktir kızım, boş ver sen. Bir nevi adamlar cidden senin, benim suratıma bakarak diyorlar ki, “sen fakir doğdun, bu genetik, bundan kurtulamazsın, böyle yaşayacaksın ve böyle öleceksin, bunu böyle kabul et.” Yani, bırakın artık biz fakirlerin aklı ile dalga geçmeyi, bizi salak yerine koymaya çalışıyorlar, salak!

Bu hikayeyi şuna benzetmek lazım:“Bir gün ormana karnı tok bir aslan girer ve karnı aç olan sırtlanın yanında gider ve der ki:
– “Bak sırtlan kardeş, şu ileride hızla koşan çitayı görüyor musun?”
– “Evet, görüyorum” der sırtlan,
– Aslan der ki; “O hızla koşan, tek başına avlanan çita, günde bir saat koşuyor, koşmuyor. Maksimum bir saat, ondan sonra avını yakalıyor, yatıyor ve dinleniyor. Keyfi yerinde, gıcırında. Sen de onun kadar hızlı koşmak, onun gibi olabilmek ister misin?
-“Evet” diyor sırtlan “isterim tabii ki”
-“Tamam” diyor aslan “İyi dinle şimdi beni sırtlan kardeş, iyi çalışman lazım, her gün çalışman lazım, antreman yapman lazım, ısınman lazım, kendini hazırlaman lazım”
-“Pekala” diyor sırtlan, buna inanıyor. Ömrü boyunca aslanın kendisine söylediği gibi talim etse de bir bakıyor ki bir türlü çita kadar hızlı koşamıyor, çita kadar başarılı olamıyor, çita gibi tek başına avlanamıyor, karnını doyuramıyor ve sonunda aç kalıyor.

Şimdi bu hikayede aslan kim? Yazılarımda bahsettiğim, o belki ömrü boyunca çalışmak zorunda kalmayan, doğuştan zengin olan  erkek aslan. Kendisi yatıyor, haremi ve köleleri onun için çalışıyor.

Peki bu hikayedeki çita kim? Senin benim toplumda, gazetelerde, televizyonlarda, internette “başarılı” kişiler diye gördüğümüz, başarılı diye pohpohlanan, çok çalıştığı için başarılı olduğu söylenen (ki bir kısmı için gerçekten öyledir) toplumsal figürler. Onlar da olmasa zaten, fakirlerin hayallerini süsleyecek, onlara “ilham” ve “yol gösterici” olacak kimseler olmayacak.

Peki sırtlan kim? Sırtlan benim, sırtlar sensin. Genetik olarak dezavantajlı olduğu için arka bacakları kısa doğan, hızlı koşamayan, çitalar gibi avlanamayan ve mecburen leş yemek zorunda kalan, başka hayvanların artıklarını yiyen ve toplu şekilde hareket etmeden çitaların ve aslanların yemi olan sırtlanlarız biz.

Geldik yazının ortalarına. Bize aynen bu hikayede olduğu gibi ne dediler: “İşini iyi yaparsan bir gün bile çalışmış olmazsın”. Peki sana bir soru: Çalıştığın şeyin iş olmaktan çıkması kimin işine yarar, kimi daha çok zengin eder? Seni mi? Yoksa servetine servet kattıklarını mı?

Daha da kötüsü seni, beni aptal yerine koyup, bu lafı uzun yıllar boyunca tekrar ettiler, “işini severek yap, sevdiğin işi yaparsan bir gün dahi çalışmış olmazsın” Şimdi dikkatli oku, bu safsataların hepsini tek bir soru ile çürüteceğim, burası çokomelli. Tek bir soru, vicdanlara sesleniyorum!

Sen, ben kanalizasyoncu olmak ister miyiz? Lağımcı olmak ister miyiz? Bu dünyada insan bokunun içinde “severek” yüzmek isteyecek birisi olabilir mi? Soruyorum sana; ‘evet, ister’ diyorsan, ‘o kişi bokun içinde severek yüzer’ diyorsan, lütfen yazıyı okumaya bırak ve aynaya bakıp vicdanınla yüzleş.

Eğer; ‘yok Sevan, kim istesin bokla, pislikle uğraşmak’ diyorsan, ben de sana şunu sorarım, ama insan boku temizleyen, bu mesleğe sahip kişiler var onları ne yapacağız?

Heh, işte demek ki o insanlarda ya çok muhtaç oldukları için, ya da yaptıkları o işin karşılığını maddi olarak alabildikleri için buna katlanıyorlar. Bok temizlemeyi sevdikleri için değil. ‘Katlanıyorlar’ diyorum çünkü çalışmak kadar güzel ve onurlu bir başka iş yokken ve bunun en büyük armağanı öyle “sevdiğin işi yapmak” makaraları değil de, verdiğin emeğin ve zamanın karşılığını alabiliyor olmakken, hikayeyi öyle bir anlatıp, senden verdiğin emeğin karşılığı olan ve zamanın karşılığı olan hakkı istemeni değil, tam aksine, yaptığın şeyi bir hobi olarak görmeni, bir eğlence olarak görmeni ancak bu şekilde başarılı olabileceğini ve bu şekilde “bir çita gibi koşabileceğini” düşünmeni istediler.

Yani dediler ki, “zenginliğin kaynağı ne kadar çalıştığınla ne kadar zor şartlarda çalıştığınla ne kadar emek ve zaman harcadığınla ilgili değil, sen fakir kaldıysan ya sen yanlış yapıyorsundur, ya işini sevmiyorsundur ya da bu genlerinde vardır”… Aynen Fotrunes Dergisinde haberde yazdığı gibi…

Sana soruyorum, senden rica ediyorum, Google’ı açar mısın? Google’a “ülkelere göre gelir adaletsizliği” diye yazar mısın? Heh, yazdın mı? Karşına bir liste çıkacak, şimdi o listeye iyice bakmanı istiyorum.

Liste içinde yaşadığın ülkeyi aramak isteyebilirsin, arama gerçek yok, çünkü ülkeler olarak birbirleri arasında gelir adaletsizliği konusunda iyi veya kötü yönde farklar olsa da, gelir adaletsizliğinin olmadığı bir ülke yok.

Kapitalist sistem, kapitalist devlet ve kapitalist toplumun kaçınılmaz sonucudur bu. Bu sonuç genel manada “kendi işini iyi yaparak”, “kendi işini severek yaparak” çözülecek bir yangın değildir. La Casa De Papel dizindeki gibi para basarak ve Robin Hood’luk yaparak da bu sorunun üstesinden gelmezsin, buna başka bir yazı da uzun uzun değineceğim, merak etmeyesin.

Sen de bu gelir adaletsizliği listesine bakmaya, yazıyı bitirdikten sonra devam edersin. Şimdi senden çok dikkatli okumanı istiyorum çünkü yazımı bitiyorum.

Mevzu; kapitalistlerin bizim yıllar boyunca, bize anlatılan bu kapitalist yalanlarla; sanki problem bizdeymiş, biz işimizi sevmiyormuşuz, biz işimiz iyi yapmıyormuşuz, biz yanlış düşünüyormuşuz gibi safsataların ortaokullardan başlayarak anlatıla gelip, bu fikre bize ikna etmeye çalışmalarıdır.

Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken!

SESLİ MAKALE OLARAK DİNLE

Fortunes Dergisi Kaynak: https://bit.ly/3fIzYN1

22.06.2020 Sevan Onur Duman, DARPHANE PODCAST dizisinden.

(Visited 28 times, 1 visits today)
Kapat
Yandex.Metrica