Yazar: 19:35 Köşe Yazıları, Manşet Haberler, Özel Haber • 8 Yorum

Çemberlitaş’ın Sırrı

İstanbul şehrinin kurucusu olan Konstantin’in gerçekleştirdiği en büyük devrim, Roma İmparatorluğu’nun resmi dinini değiştirmesiydi. Bugün herhangi bir devletin resmen din değiştirmesi, nasıl bir sosyolojik fenomen ise aynı şey o gün için de geçerliydi. Tarihte örneğine rastlamak zordur. Tabii bu durumda Paganizm’in yerine ikame ettiği Hıristiyanlık dinini, halkın gözünde somutlaştırması gerekiyordu. Bunun için Roma’nın Hıristiyanlığa geçişini simgeleyen bir anıt yaptırdı. O anıt, Beyazıt ile Sultanahmet semtleri arasında kalan, Divan Yolu üzerindeki Çemberlitaş’tı. Ayrıca anıtı dikmeden önce, zeminin altına dev bir mermer hücre yaptırıp, Hıristiyanlar için en kutsal sayılan emanetleri içine koydurmuştu. Sonrasında Çemberlitaş, halk için o kadar kutsal hâle geldi ki, Fatih Sultan Mehmet 1453’te şehre girdiğinde, kalabalıklar Çemberlitaş’ın önünde toplanıp, melekler tarafından kurtarılmayı beklemişti.
 
Peki neydi o kutsal emanetler?
 
M.S. 326 yılında, Konstantin’in annesi Helena, Kudüs’ten, Hz. İsa’nın, üzerine gerildiğine inanılan haçı ve ellerine çakıldığına inanılan çivileri getirmişti. “İnanılan” diyorum çünkü Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği inancı Hıristiyanlığa aittir fakat İslam’da durum farklıdır. Nisa suresinin 157. Ayetine göre “Onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat onlara öyle gösterildi.”
 
Kime ait olduğu tartışması bir tarafa, Helena’nın Kudüs’ten bir haç getirdiği, Britannica ansiklopedisinin Haç maddesinde ve St. Ambroise, Rufinus, Sulpicius Severus gibi Hıristiyan tarihçilerin kayıtlarında karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı kaynaklarında ise en detaylı bilgiler, tarihçi Hazerfen Hüseyin Efendi’nin 1670 yılında yazdığı Tenkih-i Tevarih-i Müluk isimli kitabın, “Çemberli ve Dikili Taşlar” bölümünde karşımıza çıkar ve burada “Helena’nın Küdüs’ten getirdiği Hz. İsa’ya ait emanetler” ile ne olduğu açıklanmayan “bazı mucizevi eserlerden” bahsedilir.
 
Yakın tarihte ise Hayat Tarih Mecmuası’nın Cilt 1, Sayı 4, 1968 tarihli yayınında, Cemal Avcı imzalı “Hz. İsa’nın, üzerine gerildiği Haç, Çemberlitaş’ın Altında Mı?” başlıklı makaleyle ve diğer birkaç yazıyla karşılaşırız.
 

Vatikan’dan Gelen Soyguncular Ve Gizli Tünel

 
Hayat Tarih mecmuasında, 1918’de İstanbul işgal altındayken Vatikan’dan görevlilerin gelip, Çemberlitaş’ın altına doğru gizlice tünel kazdıkları ve yakalanıp sınır dışı edildikleri aktarılır. Atatürk’ün 1929 yılında yabancı arkeologlara burayı incelettiği de yine aktarılan bilgiler arasındadır. Ama bu araştırmanın sonucuyla ilgili herhangi bir yayın yapılmamıştır.
 
Çemberlitaş’ın Gaipliklerle Dolu Restorasyonu
 
Çemberlitaş’la ilgili en kapsamlı çalışma 2001 ve 2009 yılları arasında yürütülen ve o süre boyunca benim de yakından takip ettiğim gizemli restorasyon çalışmasıydı.
 
Restorasyon başladığı zaman sütunun etrafına 5-6 metre yüksekliğinde sacdan yapılma paravanlar örüldü. Böylece kaidenin ve zeminde yapılacak çalışmanın, dışarıdan görülmesi engellendi. Sadece sütunun üst kısmı görünüyordu. Çevredeki binaların çatısına çıkıp baktığınız zaman bile bir şey göremiyordunuz. Bu restorasyonun birkaç ay içerisinde biteceğini düşünmüştüm ama sekiz yıldan uzun sürdü. O süre içinde sütunun önünden defalarca geçtim ve her geçişimde, kapısı kapalı bulunan paravanın önünde, simitçi, dilenci veya çöp toplayıcısı kılığında, orada bekleyen kişiler görürdüm. 7 gün 24 saat oradaydılar. Birçok kez çeşitli bahanelerle onlarla konuştum ve kim olduklarını anlamaya çalıştım. Kimilerine paranoyakça gelecek olsa da nihayetinde konuşma tarzları, üslupları, hâl ve tavırları sebebiyle onların kılık değiştirmiş ajan bekçiler olabileceği kanaatine vardım.
 
Birkaç ayda tamamlanabilecekken, paravanların arkasında yaklaşık dokuz yıl süren o çalışma her ne ise 2009’un Eylül ayında tamamlanmıştı. Ama yapılan şey kesinlikle restorasyon değildi. Çünkü bizzat gördüklerimle buna şahit oldum.
 
Bekçiler Kaybolmuştu
 
2009’un o Eylül gününde Çemberlitaş’ın önünden geçiyordum. Paravanlar ve sütunun etrafına kurulu iskele her zamanki gibi yerinde duruyordu. Tek bir farkla… O gün kapıda bekleyen kimse yoktu. Sac kapıya birkaç kez vurdum. İçeriden bir işçi kapıyı araladı. Gazeteci olduğumu söyledim. Memleketinden yeni gelip, orada çalışmaya henüz başladığını biraz sonra öğrendiğim işçi, bu durumundan dolayı çekingen bir tavır içindeydi ve beni karşısında görünce ne yapacağını bilemedi. Bu fırsattan istifade ederek, izin almadan içeri daldım. Ustasıyla görüşmek istediğimi söyledim. Artık içerideydim ve sütunun kaidesi karşımda duruyordu. Üzerinde hiçbir restorasyon yapılmamıştı. 10 yıl önce ne ise, şimdi de aynı şekilde duruyordu. Öyleyse yıllardır burada ne yapıyorlar düşündüm. Cevap ayaklarımın altındaydı. Sütunun çevresi kazılmış ve üstüne şap atılmıştı. Yani betonla kapatılmıştı. Muhtemelen artık esas çalışma bitirilmişti ve az önce kafamı kurcalayan “neden kapıda bekçi yok” sorusu belki de cevap bulmuştu.
O olaydan birkaç ay sonra restorasyon tamamlandı ve paravanlar kaldırıldı. Üzerine şap atılmış olduğunu gördüğüm hafif çukurluk kısmın üzerine de bir platform yerleştirilmişti.
 
Servis Edilen Çelişkili Haberler
 
Çemberlitaş’ın kapalı tutulduğu dönemde, Restorasyonu yapan Akpınar Mimarlık isimli şirketin yönetim kurulu başkanı Abdülkadir Akpınar, medyaya bazı açıklamalarda bulunmuştu ve ilgili haber 14.11.2007’de çeşitli sitelerde yayınlanmıştı. Haberde kaidenin altında 11 metre genişliğinde 2,5 metre yüksekliğinde bir mermer blok olduğundan ve kutsal emanetlere dair tarihsel bilgilerden bahsediliyordu. Ayrıca kutsal emanetlerin, bu mermer hücrenin içinde olabileceğine dikkat çekiyordu. Fakat asıl garip olan şey, çok basit bir detayın herkesin gözünden kaçmış olmasıydı. O da şuydu: Abdülkadir Bey, yaptıkları çalışmanın 2001’de başladığını ve bir buçuk yıl sürdüğünü ifade ediyordu ama halbuki çalışma 2001’de başlayıp, yaklaşık 9 yıl sürmüştü. Öyleyse geri kalan zamanda orada kim ne yapmıştı?
 
Restorasyonu Yapan Kişi Sırra Kadem Bastı
 
En sonunda, iki sene önce belki yeni bir şey öğrenirim düşüncesiyle Abdülkadir Bey’e telefonla ulaştım. Elinde Çemberlitaş ile ilgili hiç yayınlanmamış çok özel bilgilerin olduğunu söyledi. Kendisinden röportaj için söz aldım. Ama o sıralar çok yoğun olduğu için “daha ileride, müsait bir zamanda tekrar görüşelim dedi” ve telefonu kapattık. O görüşme, kendisiyle yaptığım ilk ve son görüşme oldu. Kısa bir süre sonra tekrar ulaşmaya çalıştığımda iki cep telefonu da kapanmıştı ve “aradığınız numara kullanılmamaktadır” mesajıyla karşılaştım. Aynı şekilde şirket telefonu da kullanım dışıydı. Hatta şirketin internet sitesi bile kapanmıştı. Abdülkadir Bey hiçbir iz bırakmadan adeta sırra kadem basmıştı.
 
Hamza Yardımcıoğlu

(Visited 209 times, 4 visits today)
Kapat