Yazar: 23:04 Analiz, Köşe Yazıları, Manşet Haberler, Politika • 14 Yorum

Serhat Ahmet Tan: Kuzey ve Güney

 

 

Seçimler bitti.

 

Peki patırtılı günler bitti mi?

 

Sıradan bir gözlemci bile görebilir. Size şunu söyler; Hayır, bitmedi…

 

Mayıs ayının sonuna kadar kalkışma çabaları ve kumpas girişimleri bitmeyecek…

 

Paralelcilere bir bakın. Pişkin pişkin, sanki hiçbir olayı onlar yapmamışlar gibi gezinip duruyorlar…

 

Üstelik başbakanın hemen yanındalar.

 

CHP’ye bir bakın, sanki seçimleri kazanan onlar…

 

Üstelik Gezi sloganlarını, genel başkanları bütün TV’lere seçimin ertesi günü söylüyor…

 

Kılıçdaroğlu ısrarla defalarca “bu daha başlangıç” diyor.

 

İnsan sormadan edemiyor, “Neyin başlangıcı?” Yenilgiler serisinin mi? Yoksa bir kalkışmanın “vur, kır, dök” senaryosunun mu?

 

1 Mayıs yaklaştıkça Ukrayna modelinin Türkiye’ye kopya edileceğinin sinyallerini alıyoruz.

 

Ben gördüğümü, bildiğimi yazıyorum.

 

Ukrayna’da sonuç ne oldu, biliyor musunuz?

 

Ülke ikiye bölündü. Yarısını Ruslar, tek bir kurşun bile atmadan, tam bir hafta içinde uyduruk bir referandum ile aldılar. Diğer yarısı için de Rusya ile Batılı ülkeler  görüşmeler yapıyorlar.

 

Statüsü ne olsun? Nükleer tesislere ne olacak? Başa kim gelsin?..

 

Şimdi bir Allah kulu, “Ukrayna bu macerada yıprandı ama özgür bir ülke oldu” diyebilir mi?

 

Bir memleketin kaderini başkaları konuşur, karara bağlarsa, o ülkeye özgür ülke denilebilir mi?

 

Paralel veya düz çizgi, herkese şunu soruyorum:

 

Türkiye’nin Ukrayna olmasını istiyor musunuz?

 

Türkiye’nin kaderine başkaları karar versin mi?

 

İç kumpaslardan bir an önce sıyrılıp gözlerimizi hem Kuzey’e hem de Güney’e çevirip etrafımızda olup bitenleri görebilmeye acil ihtiyacımız olduğunu hatırlatmak istiyorum.

 

Batı, paralelcileri başbakanın üzerine sürerken aslında çok yönlü bir oyunu sahneye koyuyordu. Şimdi ani bir taktik değişikliğiyle paralelcileri gözünü kırpmadan harcayarak başbakana görülmemiş destekler verebilir.

 

İsrail ile dostluk adı altında başbakan Gazze fatihi gibi yüceltilebilir.

 

Sanıyorum Haziran’dan sonra böyle bir sürece girmiş olacağız.

 

Yöneticilerimiz bana kızmasın ama sormam gerekiyor; Rusya ile gerginlik ve giderek sertlik gerçekten Türkiye’nin çıkarına mıdır?

 

Kırım’dan Rusların paşa paşa çıkacağı mı sanılıyor?

 

Referandumu tanımadık. Suriye’de rakibimiz Ruslar. Şimdi Kuzey Irak’ın giderek bütünleşme yönündeki eğilimleri de misilleme şekline büründürülerek bir referanduma dönüştürülecek olursa ne olacak?

 

Rusya ile savaşmak akıllıca mı?

 

Rus ordusu Litvanya, Ukrayna, Moldova, Osetya sınırı boyunca tatbikata başladı ve Azerbaycan bundan müthiş tedirgin oldu.

 

Batılıların Gürcistan hamlesinin sonu hüsran olmuştu, hatırlayınız. Ayrıca Çeçenistan diye bir devlet yok oldu, hatırlayınız. Rusya Ermenistan’ı da kontrol ediyor. Adamların hiç şakası yok, nükleer güçleri de batıdan az değil.

 

Irak’ta ve Suriye’de bir şeyler yapacaksak bile, bu işleri Rusya dışlanarak, sadece Batılıların gaz vermesiyle yapılması ülkemizi cehennemin ortasına atabilir.

 

Biz bunlara kafa yormalıyız. Üç beş paralelci yancının gelmesiyle bu ülkeye bir şey olmaz ama gözümüzü açmazsak, acele politikalarla acemice dümdüz gitmeye çalışırsak 2030’a zor çıkarız gibi görünüyor.

 

Kıvrak, çok kıvrak olmalıyız.

 

Karşımızdakiler aynen öyle yapıyorlar.

 

Uyum sağlayabilir miyiz, bilemiyorum…

 

Bence en önemli soru şu olmalıdır;

 

Bölgeyi bölgedekiler mi düzenleyecekler, yoksa dışarıdakiler mi?

 

Karar bölgedekilerin olmalı. Kader böyle tecelli etmeli…

 

Başka türlüsü macera olur. Sonu da cehennemdir…

 

 

Serhat Ahmet TAN

 

(Visited 3 times, 1 visits today)
Kapat