Yazar: 13:24 Bilim, Köşe Yazıları, Manşet Haberler • 10 Yorum

Sayıların Lisanı

Kâinat sayılarla yazılmış bir kitaptır…
 
Bu cümle bir retorik değil, bilimsel bir gerçeğin ifadesidir. Çünkü maddenin yapı taşı olan atomların çeşitlenmesini sağlayan tek şey, içerdikleri elektron(-)/proton(+)/nötron(yüksüz) sayılarındaki farklardır. Yani demir atomu, hidrojen atomu, helyum atomu, oksijen atomu ve aklınıza gelebilecek tüm atomlar arasındaki tek fark, bu elektriksel parçacıkların adetlerinin/sayılarının farklı olmasıdır. Ama inanılmaz olan, bu atomların içerdiği protonlar da, nötronlar da, elektronlar da hep aynıdır. Hepsi elektriksel yüklerdir. Aralarında, sayılarından başka hiçbir fark yoktur. Kainattaki muazzam çeşitliliğin oluşmasını sağlayan, elektrik üzerine yazılmış sayısal bir kodlamadır. Diğer bir deyişle “maddi” varlık, rakamlarla kodlanmıştır. Bir bilgisayar yazılımı gibi…
 
Matrix filmini izleyenler bilirler; adını Babil kralı Nebukadnazar’dan alan geminin yolcuları, Matrix’teki dünyayı gösteren ekranlara baktığında, sadece akıp duran sayılar görüyorlardı. Bu sayılar, bazen kırmızı elbiseli çekici bir kadın, bazen de elindeki silahı, alnınıza doğrulmuş bir ajan olabiliyordu. İçerdiği sembolojiden anladığımız kadarıyla, sayılar üzerine kurulu Kabalistik felsefeyi çok iyi bilen bir ekip tarafından hazırlanmış olan bu filmdeki gibi biz de dünyaya maddi âlemin ötesinden bakabilseydik, muhtemelen onu bir rakamlar denizi olarak görürdük.
 
Rakamlar sayesinde geçmişimize dair bilgilere ulaşabiliyoruz. Evrenin genişleme hızı, uzaydaki hidrojen-helyum oranı ve bunlardaki değişimler gibi istatistiksel verilere dayanarak Big Bang’in tarihini bile yaklaşık olarak hesaplayabiliyoruz. Bu örnekler çoğaltılabilir… Olasılık hesapları ve istatistiksel veriler, gelecekte yaşanacak olaylara dair de bize öngörüde bulunma imkânı veriyor. Bir bölgenin depremsellik istatistikleri, bize bir sonraki depremin ne zaman yaşanacağına dair fikir verebiliyor. Uzman ekonomistler, rakamsal değerlere dayanarak borsadaki artışları veya düşüşleri öngörebiliyor. Yeterli veri sağlandığı takdirde, her konuda isabetli öngörüler gerçekleştirilebilir.
 
Kur’an da gizemli bir şekilde, sayılara sıklıkla dikkat çeker. Hatta öyle ki, bazen bizi matematiksel işlem yapmak zorunda bırakır. Hz. Nuh’un, kavminin arasında “1000 eksi 50” yıl kaldığını söyler. Hz. Musa’nın Tur-i Sina’da “30 artı 10” gün kaldığını söyler. Ashab-ı Kehf’in, mağarada kalış süresini “300 yıl artı 9” olarak tarif eder (hatta “de ki: onların kaldığı süreyi Allah bilir” diye ekleyerek bizim basit bir toplama işlemiyle bu işin içinden çıkamayacağımızı da bildirir). Sayılara dikkat çeken başka ayetler de vardır ama ben konuyu fazla dağıtmadan 31.01.2012 tarihinde yazdığım “Bedir ve 313’ün Sırrına Dair” başlıklı yazımda (Bkz: https://anahtar.tv/2012/01/31/bedir-ve-313un-sirrina-dair/ ) dikkat çektiğim bir konuya, farklı bir şekilde tekrar dikkat çekmek istiyorum. O yazıda, Kur’an’daki 3. Surenin (Al-i İmran) 13. Ayetinde, 313 kişilik bir orduyla yapılan bir savaşa ve o ordunun sayısına işaret edildiğinden bahsetmiştim. O savaşın, 3. ayın (Mart) 13. gününde yapılmasına dikkat çekmiştim. Ve ayet no: 3/13’te, tarih 3.13’te 313 kişinin savaştığı bir savaştan bahsedilmesinin ve ayette açık ifadelerle ordudakilerin sayılarına atıf yapılmasının tesadüf olmadığını düşündüğümü söylemiştim. Daha sonra da konuyu, sebepleriyle birlikte 13. Cuma meselesinin önemine bağlamıştım.
 
Ben şahsen, o yazıda açıkladığım sebeplerle, gelecekte, 13 Mart’ın Cuma’ya denk geldiği bir tarihte, mübarek bir olayın yaşanacağını ve bu olayın ertesinde bütün dünyanın olumlu yönde değişeceğini düşünüyorum. Bu, belki birkaç yıl sonra, belki on yıllar veya yüz yıllar sonra olacak; bilemem. Sadece, Allahu alem, bunun gelecekte gerçekleşeceği fikrindeyim. 2015 yılında, 3. ayın 13. günü Cuma’ya denk geliyor. Daha önce 2009’da, ondan önce 1998’de, 1992’de, 1987’de, 1981’de, 1970’te… Mart’ın 13. Cuma’ya denk gelmişti. Fakat 2015’teki denk geliş öncekilerden biraz farklı olacak. Çünkü o günün ertesinde, belki tesadüf ama takvimler çok garip bir hâl alacak. Pi sayısını herkes bilir (3,1415926). Bu sayı evrendeki altın orandır. Yaratılıştaki estetiğin sırrını içinde barındıran sayıdır. İnternette kısa bir taramayla ondaki altın oran mucizesi hakkında yazılmış birçok makaleye ulaşabilirsiniz. Evet, 2015 yılındaki 13 Mart Cuma gününün ertesinde, yani Cumartesi günü saat sabah 9:26’da takvimler bize Pi sayısını verecek. Tarih 3-14-15 saat 9:26 yani 3,1415926. O günün hemen ertesinde. İlginç bir durum değil mi? Belki de hoş bir tesadüf.
 
Not: Biz Türkçe kullanımda önce günü, sonra ayı söylüyoruz ama dünyadaki yaygın kullanım önce ay, sonra gün şeklindedir. Bu yüzden yazılış sıralamasında ay, günden önce belirtilmiştir.
 
 
Hamza Yardımcıoğlu

(Visited 1 times, 1 visits today)
Kapat