Yazar: 09:11 Köşe Yazıları, Manşet Haberler, Politika • 11 Yorum

Satranç Taşları

 

Geçtiğimiz Ekim ayında terazi burcunda doğan herkes gibi benim de yaş günümdü. 20 Ekim günü birçok telefon aldım. Arayan arkadaşların hiçbirisi benim de unutmuş olduğum yaş günümü kutlamamışlardı. Yine de beni tebrik ediyorlardı. Haberlerde Türk ordusunun Irak sınırından içeriye girdiği söyleniyordu ve ben bu sebeple tebrik ediliyordum…

İlk arayan yayıncımdı. “Ordu Kuzey Irak’a giriş yaptı” deyince, ona hemen “hangi aydayız?” diye sorduğumu hatırlıyorum.  Daha sonra ise arayan bütün arkadaşlarıma şunu söyledim: “Ne kadar geri dönülmez görünse bile, televizyonlardaki yorumlar ne kadar hararetli görünse bile henüz Irak’a giriş için vakit gelmedi. 2011 senesinin 27 Kasım’ı gelmeden Irak’a giriş olmayacak. Göreceksiniz, girseler bile geri çıkacaklar” dedim.

Takip eden ilk gün yorumların hepsi yeni ve çok özel bir dönemin başlamış olduğuyla ilgiliydi. Birkaç gün daha böyle geçti. Bir hafta henüz bitmemişti ki başbakanımız askerin geri çekileceğini açıkladı.

Aradan günler geçti, “Acaba ne zaman?” diyerek merakımdan her gelişmeyi dikkat kesilerek aylarca izledim. 27 Kasım geldi ve geçti. Hiçbir şey olmadı… “Belli ki 65 gün içinde olur” dedim, yine olmadı… Bu arada “Müştak Baba’nın kehaneti çıkmadı” diyerek alaycı birçok eleştiri aldım…

Günler geçti, Nisan ayına geldik. O günlerde IRAK için yapılan yorumların daha hararetlilerini bu kez SURİYE ile ilgili olarak izlemeye başladık. Özellikle Cumhurbaşkanımızın Harp Okulu’ndaki konuşmasını “Savaşa hazır olun” şeklinde verilmiş bir mesaj olarak yorumlayan katılımcılara televizyonlarda sıkça rastlıyoruz. Hepsi de söz konusu savaşın Suriye ile ilgili olacağını öne sürüyorlar.

Kehanet tutmadı” diyerek bana çıkışan arkadaşlarım da bu yorumlardan etkilenerek, “sen IRAK dedin ama SURİYE öne çıktı” diyorlar.

Ben de ta başından itibaren söylemeye devam ettiğim gibi yine aynı şeyleri söyleyerek arkadaşlarıma cevap vermeye devam ediyorum. “Suriye değil, IRAK” diyorum. “Suriye için daha en az sekiz sene beklemelisiniz!

Gazetelerde köşeleri bulunan birçok yazarın Suriye konusunda neden aceleci davranıldığını sorguladıklarını görüyorum. Türkiye’nin bu tavrına pek anlam veremiyorlar. Hatta Esed’e karşı net tavır ortaya konulmuş olmasının “bir hata” olduğunu söyleyenlerin sayısı pek az da değil.

Sanıyorum işin aslı Libya meselesine dayanıyor. Önce Nato’ya karşı çıkarak Kaddafi’yi destekleyen bizimkiler, geç kaldıklarını anlayınca tam 180 derece rota değiştirerek muhalifleri desteklemeye başlamışlardı. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti bile. Şimdi Suriye olayları kızışınca sanıyorlar ki yine geç kalacaklar. Herkesten önce olaylara yön verebilmek için bu sebeple öne atılıyorlar. Ama Suriye Libya’ya hiç ama hiç benzemiyor. Çünkü burası dünyanın göbeği olan yer, yani Ortadoğu.

Uçak gemilerini Hint Okyanusu’ndan aceleyle Libya açıklarına getiren ABD ve neredeyse hava kuvvetlerinin bütün gücünü herkesten önce harekete geçirerek Libya’yı bombalamaya başlayan Fransa, bizimkiler Suriye için sabırsızlansa da pek oralı gözükmüyorlar.

Öyle anlaşılıyor ki batılı güçlerin bildiği ama bizim henüz bilmediğimiz bazı dengeler var. Suriye meselesinde. Korkarım Libya’da geç kalındığı için kaçırılan avantajlar bu kez Suriye’de acele edildiği için ikinci kez kaçırılacak zahmet yine bize, rahmet ise yine yabancılara kalacak.

Satranç oyununu İranlıların icat ettiği söylenir. Satranç tahtasındaki güçleri ve onların hamlelerini komşumuz İran’ın bizlerden daha iyi takip etmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Rusya, Çin, İran bu oyunun bir tarafıysa, biraz fren yapıp bir süre düşünmek gerekir diyebilirim. ABD ve batılılar da aynen böyle yapıyorlar.

Suriye sadece Suriye’den ibarettir” denilerek bu büyük oyuna bakılacak olursa, Hizbullah ve Merkezi IRAK, dahası onlarla birlikte hareket eden PKK küçümsenirse, yöresel bazı olaylar gibi görünen kaosun arkasındaki büyük güçler sezilemezse, acele ederek ön almayı istemek, sadece geleceğimizde göremeyeceğimiz devasa bir RİSK’e dönüşür.

Yine de Bütün bunlara rağmen, önümüzdeki günlerde şartların Türkiye’ye bu oyun içinde avantajlı alanlar açmakta olduğunu düşüyorum. Bunlardan bir tanesi Merkezi Irak hükümeti ile Kuzey Irak yönetimi arasında olgunlaşmaya başlayan çıkar çatışmasıdır. Bu eğilim giderek karşılıklı hamleler şeklinde evriliyor. En son olarak Kuzey Irak Yönetimi merkeze göndermekte olduğu petrolü artık göndermiyor. Biliyorsunuz bundan birkaç gün önce de Türkiye İran’dan almakta olduğu petrolü %20 oranında azalttı. Her iki petrol mağduru konumuna düşen İran ve Merkezi Irak birbirlerine Şiilik bağıyla zaten oldukça yakın durumdalar. Kuzey Irak’taki yönetimi dört taraftan çevreleyerek baskı altına alabilirler. Bu durumda Türkiye’nin önü açılabilir. Kuzey Irak yönetiminin pek yakında bizden yardım isteyebileceğini düşünüyorum. Sünni Kuzey Irak yönetimi kendisine yönelecek PKK hamleleriyle çevrelenip sıkıştırılmak istenebilir. Türkiye’nin belalısı olan PKK’ya karşı bu kez Kuzey Iraklıların davetiyle Irak içinde mücadele etmek gündeme gelebilir. Böyle bir gündem batılıların da itiraz etmeyeceği bir hamle haline dönüşecektir. Rusya, Çin ve İran’ın ataklarına bir cevap olarak ABD ve Batı böyle bir gelişmeyi hararetle destekleyecek olursa herkes Sureye meselesine yoğunlaşmışken Irak pekâlâ öne çıkarak gündemi belirleyebilir.

Müştak Baba’nın öngördüğü Ortadoğu senaryosu anlayabildiğim kadarıyla Irak merkezli olarak gelişecek olan olayları anlatıyor. 2012 senesinde başlayan olayların göbeğinde Irak var. Tam 9 yıl sonra ise Suriye bu senaryoya katılıyor.

Olaylar geliştikçe aceleyle yapılan gazete ve televizyon yorumlarını değerli buluyorum, ancak pek de gerçekçi değiller. Müştak Baba’nın senaryosu bana daha gerçekçi bilgiler içeriyor gibi görünüyor.

Ebced hesabında bir senelik sapmalar hata değil, aslında çok isabetli bulgular olarak kabul edilirler. Aylar ve günleri doğru hesaplayabilmekte hata etmiş olsam bile yanılma aralığımın bir seneye ulaşacağını beklemiyorum.

1433 hicri senesi 27 Kasım 2011 tarihinde başladı. 17 Kasım 2012’de ise sona erecek. Kim bilir ABD seçimleri Kasım’da yapılacak diyerek Türkiye’nin muhtemel Kuzey Irak harekâtı gecikir mi? Ya da olayların akışı şiddetlenir de satranç hamlesinin Kuzey Irak bölümü yeterince zorlandığı sebebiyle ABD seçimleri beklenilmeden Türkiye taşı Kuzey Irak’a sürülür mü?

Müştak Baba divanının 87. Sayfası MÜFREDAT yani DERS PROGRAMI başlığıyla başlar. Hemen giriş kısmında üstat bir satranç oyunundan bahsediyor. Sanıyorum bu satırlar günümüzü anlatarak bizlere sesleniyor:

 

SATRANÇ TAŞLARI GİBİ DÜŞTÜN İSE BİR TARAFA

TOPLANMIŞ OLUP BİR YERE SONRA GİRERİZ BİR ZARFA

(Divan-ı Müştak Efendi Sayfa 87- Süleymaniye Kütüphanesi)

 

Satranç taşları biliyorsunuz iki ayrı renkten oluşurlar. Rakipler böylelikle birbirlerinin hamlelerini kolaylıkla takip edebilirler.

ABD, AVRUPA, NATO, TÜRKİYE, KUZEY IRAK, SURİYE’DEKİ MUHALİFLER bir tarafta; RUSYA, ÇİN, İRAN, IRAK, SURİYE bir tarafta.

Önce tekrar toparlandığımız bir yerden sonra bir zarfa girileceğini bize söyleyen bu satırlar, sanıyorum etrafı dört bir taraftan çevrilmiş bulunan KUZEY IRAK’ı işaret ediyor. Zarfın ağzını PKK ile kapatıp yapıştırmak isteyenlere karşı zarfı açık tutabilmek için Türk ordusu zarfın içindekiler tarafından davet edilecek gibi görünüyor.

Gizemli satırlar nereden mi geliyorlar?

Nereden sanıyorsunuz?

Tabii ki GELECEKTEN!…

Ama geçmişin tozlu raflarındalar.  Onları Süleymaniye’deki kütüphanede geleceğe ait mücevherler olarak görebilirsiniz. Hala pırıl pırıl parlıyorlar. Saçları nurlu ışıklar öylesine yoğun ki önümüzü aydınlatarak bize yol gösteriyorlar. Fakat ne yazıktır ki biz saçılan bu esrarengiz ışıkları göremiyoruz…  Paha biçilmez olan bu inci tanelerine değersiz taşlar gözüyle bakıyoruz. Biz onları görmezden gelsek de yine de parlamaya devam edecekler. Çünkü onlar geleceğe aitler…

Esrarengiz ışıklar gelecekten geliyor…

 

Serhat Ahmet Tan

www.anahtar.tv

(Visited 1 times, 1 visits today)
Kapat