Yazar: 01:09 Bilim, Köşe Yazıları, Manşet Haberler • 12 Yorum

Mitolojilerdeki “Tanrılar” Aslında Kimdi?

 

Din kavramı, insanlığın varoluşundan bu yana sosyal hayatta var olagelmiştir. Bu bakımdan din tarihi aynı zamanda insanlığın da tarihidir. İnsanoğlunun yeryüzündeki binlerce yıllık varoluş serüveninin bir özeti, her ne kadar pek farkında olmasak da tüm kutsal metinlerde ve mitolojik söylencelerde mevcuttur ve araştırmacılar tarafından deşifre edilmeyi beklemektedir.

İnsanlık tarihinin en önemli kırılma noktası Nuh Tufanıydı. Bu, büyük bir jeolojik hadise olduğu gibi en az o büyüklükte ve önemdeki bir sosyolojik hadiseydi. Nitekim bugün incelediğimizde çok sayıda antik toplumun, aynı Tufan hikâyesinin farklı versiyonlarını, yazılı kaynaklarıyla günümüze aktardıklarını görebiliriz. Sümer’de Nuh peygamberin Utnapiştim karakteriyle temsil edildiği mitolojik Gılgamış destanı, bunun en belirgin örneğidir.

Bir hikâye kişiden kişiye anlatıldıkça değişir, deformasyona uğrar. Meşhur Braveheart (Cesur Yürek) filminde M.S. 13. Y.Y.’da yaşamış, ufak tefek bir adam olan William Wallace’ın İngilizlere başkaldırdıktan sonra İskoçlar tarafından efsaneleştirildiğini ve ardından Wallace karakterinin savaş meydanında kendisini ilk kez gören ve şaşıran İskoç milislere “ben sizin sandığınız gibi iki metre boyunda, bir dev gücünde ve ağzından alevler saçan bir adam” değilim diye karşılık verdiği sahneyi hatırladıkça hep gülümser ve “sosyal psikolojiye dair verilmiş ne güzel bir örnekti” diye düşünürüm. Önemli toplumsal karakterlerin, insanlar tarafından tanrılaştırılması her zaman kolaylıkla gözlemleyebileceğimiz sosyolojik bir olgudur. Hele bu önemli kişiler bir de peygamberler olursa tanrılaştırılmaları neredeyse kaçınılmazdır. Hıristiyanların “İsa Tanrıdır” demeleri bu duruma verilebilecek en güncel örnektir. Öyleyse aynı durumun, antik toplumlarda da vuku bulmuş olmasını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Eski Mısır’daki “tanrıların”, bir kısmı Atlantis veya daha önceki dönemlerde yaşamış peygamberler olduğuna dair ipuçları mevcuttur. Örneğin; “Güneş Tanrısı” Ra’nın, Yusuf peygamberin rüyasında “Güneş” sembolüyle gördüğü Yakub peygamber olması muhtemeldir. Çünkü Yakub peygamberin diğer adı İs-ra-il’dir ve bu ismin etimolojisini incelediğimizde karşımıza oldukça ilginç detaylar çıkar. Kelimenin sonundaki İl ifadesi tüm antik Ortadoğu dillerinde tanrı anlamına gelir. Mısır’ın Ra “Tanrı”sını Pers mitolojisinde Güneş Tanrısı Mithra (“th” harfleri s gibi okunur) olarak görürüz. Bunları bir araya getirdiğimizde karşımıza güneş ile sembolize edilen Mis-ra-il adında bir karakter çıkar ki bunun tesadüf olduğunu düşünmek biraz zordur.

Bu konuda verebileceğimiz diğer bir örnekse bazı Kur’an müfessirlerinin bir Eksi Mısır “Tanrısı” olan Osiris’in aslında İdris peygamber olduğu konusunda hemfikir olmasıdır. Tevrat’ta İdris’e karşılık gelen Hanok da aynı şekilde Osiris’le ilişkilendirilir.

Eski Yunan mitolojisinin Eski Mısır mitolojisi ile neredeyse bire bir örtüştüğü tüm tarihçiler tarafından kabul edilen bir durumdur. Eski Yunan’a daha farklı bir açıdan bakarsak Olimpos tanrılarına ve onlara muhalif olarak ortaya çıkmış “Tanrısal” bir ırk olan Titanları görürüz. Titanların, tıpkı İsrail’in çocukları gibi 12 kardeş olması ve “üstün insan ırkı” olarak görülmeleri de yine ilginç benzerliklerden biridir. Aynı sayıya Olimpos’taki “Tanrılar” meclisinde de rastlarız. Ama tabii tüm karakterlerin bire bir örtüşmesini de bekleyemeyiz. Çünkü ortada asırların getirdiği deformasyonlar söz konusudur.

Burada mitolojik karakterlerin hepsinin birer peygamber olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Bunların mücadele ettikleri kişiler ve kendilerine yardım eden kişileri de bu anlatımlarda görüyoruz. Bu hikâyeler aslında sadece dini hikâyeler değil aynı zamanda tarihsel olayların da bir çeşit betimlemesi olarak görülebilir. Bu konuyla ilgili yapılabilecek spekülasyonlar bir yana, dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur:

İlk insan olan Adem, aynı zamanda ilk peygamberdi. Dolayısıyla vahye muhataptı ve vahiy geleneği ondan sonra da devam etti. Aktarılan bilgiler insanlar tarafından bozulup değiştirildikçe yeni peygamberler hatırlatıcılar olarak gelmeye devam ettiler. Bunlar Mısır ve Sümer dâhil bütün toplumlara ulaştırıldılar.

Bir takım tarihçilerin Sami kutsal metinlerinin, Mezopotomya efsanelerinin uyarlanmış, hatta daha kaba bir tabirle araklanmış olduğunu öne sürmeleri ciddiyetsiz ve mantıksız bir yaklaşımdır. Çünkü aynı kaynaktan aktarılan ve tarih sahnesinin çeşitli dönemlerine ulaşan bilgiler arasında birçok paralelliğin bulunmasından daha doğal bir şey olamayacağı herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir durumdur.

 

Hamza Yardımcıoğlu
02.04.2012

www.anahtar.tv

(Visited 5 times, 1 visits today)
Kapat