Yazar: 22:37 Analiz, Köşe Yazıları, Politika • 67 Yorum

Kapı: Hz. Ömer

Kitap yazmaya üç yıl önce başladım. Araştırmalarımın geçmişi 15 yıla dayanıyor. Kitaplarımı okuyanlar fark ediyor. Sorgulayarak ve öğrenerek yazmaya devam ediyorum. Yani sizlerden hiçbir farkım yok. Sadece bir şablon var ve onun hangi dinamiklerle ilerlediğini az çok anlayabiliyorum. Temel kaynaklarım ise Kuran-ı Kerim, Müştak Baba divanı, Yuşa tepesindeki ve Topkapı sarayında bulunan Davud’un kılıcındaki kitabeler. Ayrıca Elmalılı merhumun tefsiri de bana yol gösteriyor.

Başka bir gözle bakmaya gayret ediyorum.

Mesela Kehf suresinde HIZIR yaptığı işlerin iç yüzünü Hz. Musa’ya açıklarken “bu olmuş bitmiş bir iş idi” anlamına gelen “VE KANE” ifadesini kullanıyor. Aynı kavram İsra suresinde İsrail oğullarının başından geçecek olan işler anlatılırken kullanılıyor. Hemen anlaşılıyor. Gelecekte bizim henüz uygulamaya konulmamış sandığımız, GAYB diye bildiğimiz işler aslında olmuş bitmiş şeylerdir. Çünkü Hızır bir işi değiştirmek üzere müdahale edip yeni ve olumlu bir boyut açtığını Hz. Musa’ya anlatıyor.

Aslında GAYB denilen şey, Allah’ın sonsuz kapasitesi içinde bulunan ama henüz uygulamaya koymadığı işleri anlatır. Bilinmeyen kısım aslında bu işlere ait tasarımdır.

İsra suresi 7. Ayet MESCİD kelimesini kullanarak Müslümanların İsrail oğullarına rakip olacağını 1400 yıl öncesinden açıkça söylüyor. Henüz yeni kurulan bir dinamiğin 1433 yıl sonra ulaştığı noktada önce söylediğinin yaşanır olmaya başladığını görüyoruz. İşte GAYB denilen sistemin uygulamaya konulan bu kısmını bize ulaşan bilgi sayesinde böylece öğrenebiliyoruz.

Bir okuyucum “Allah bunları niye anlatıyor?” diye sordu. Bir arkadaşım da “Müştak Baba eğer olmuş bitmiş bir şeyi haber veriyorsa, zaten gerçekleşmiş bulunan şeye ait uyarı ne işe yarar?” diye beni eleştirdi.

İşte bu kısım anlamaya, öğrenmeye çalıştığımız akıl almaz acayip sistemin en şaşırtıcı yönü çünkü kader dediğimiz şey bizim bildiğimiz gibi değişmez ve sabit bir şey değil. Aksine sonsuz ihtimalleri bulunan ve bilinçli müdahaleler ile istenilen yöne doğru ilerletilmesi, kapasitesi içinde mevcut olan bir sistem kader.

Öncelikle şunu bilmeliyiz: Allah hiçbir şekilde sınırlanamaz ve kısıtlanamaz. Dediğini yapar. Yani bir plan yapar, onu bozar, başka bir plan yapar. Onu sorgulayamayız. Bu konu Bakara suresindeki Talut Calut savaşının anlatıldığı ayetlerin sona erdiği yerde bir açıklama olarak veriliyor.

Askerlerin duygularını, yönelişlerini betimleyen ayetler savaşı kazanan tarafı açıkladıktan sonra, bana soru soran arkadaşım gibi insanın kendi kendine şöyle bir soru sorma ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Madem savaş gerekli olsun ki Allah sonsuz kapasitesiyle başka bir yol bulamaz mıydı?

Ayet soruya cevap veriyor. Allah insanların bir kısmıyla diğer kısmını uzaklaştırıp kaos ve kargaşayı önlemek üzere bu yolu seçti.

Devam ediyor… Allah ne dilerse onu yapar; onu kısıtlayamaz ve sorgulayamazsın.

Anlıyoruz ki Allah dilediğinde kendi yaptığı kaderi istediği zaman değiştirebilir.

Peki, insanlar değiştirebilir mi?

Planlanmış bulunan ve yürüyen bir kaderin ortaya koyduğu sonuç eğer sonuçlarla karşı karşıya kalanlar tarafından beğenilmezse bu duruma müdahale edilebilir mi?

Hızır konusu işte tam burayı anlatıyor. Beğenilmeyen olmuş bitmiş işler kaderden siliniyor. Geçmişe gidilip gerekli müdahale yapılarak kaderin ilerlemesi makas değiştirilip başka bir düzleme kaydırılıyor.

Hz. Ömer Şam’ı fethetmek üzere Serg şehrinin surları önüne geldiğinde şehirde veba salgını olduğunu öğrendi. Bunun üzerine, ileri gelenleriyle şehre girip girmemek üzere bir toplantı yaptı. Toplantı sonunda şehre girmemenin daha doğru olacağına karar verdiler. O zaman da şimdiki gibi aşırı yurtseverler ordu içinde bulunuyordu. Onlardan birisi, Ebu Ubeyde Cerrah yüksek sesle “Ya Ömer, Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun!” deyince Hz. Ömer ona şöyle cevap verdi. “Evet, Allah’ın bir kaderinden diğerine kaçıyorum.”

Hızır da aynısını yapıyor.

Müştak Baba da aynısını yapın diyor.

“Allah’ın bir kaderinden diğerine geçiş yapın.”

Sonucun kesin olduğunu bildiğiniz hâllerde bunu yapabilirsiniz.

“Eğer işler zaten olup bitmişse uyarıların ne önemi var ki” diyorsanız, size şunu hatırlatırım:

Aslında her şey olmuş bitmiştir. Ama aslında her şey yine başlıyordur. Her ikisi de doğrudur. Başlangıç aynı zamanda sonuçtur.

İşte kader böyle bir şey…

Umutsuzluk hiç yoktur.

Müştak Baba uyarıyor. Allah’ın olmuş bitmiş bir kaderi var.

Allah’ın henüz olmamış bir başka kaderi de var, işinize geleni seçin.

Hz. Ömer’e bağıran dindar ve yurtsever kişi duygusal güçlü bir delil öne sürerek aslında bütün orduyu tehlikeye atabilecek bir kadere karşı inatlaşma öneriyordu.

Hz. Ömer ise akılcı yolu seçip fethi erteleyerek orduyu ve ordunun kaynağı olan İslam milletini koruma altına aldı. Güvenli bir yolu seçip doğru olanı yaptı.

Sonuçlarının veba salgınından daha vahim bir netice ortaya koyabileceğini bize ulaşan gizemli mektuplar aracılığıyla öğrendiğimiz bir kader sistemine gidiyoruz.

Ama hiçbir riski olmayan bir başka kader yolunun mevcut bulunduğunu da bilmeliyiz.

Seçim bizi yönetenlerin ama onları da seçen bizleriz, öyle değil mi? Sonuçta seçimi biz yapmış olacağız; sonuçlarına da tabii ki biz katlanacağız.

Kapıya girmek üzereyiz. Kapının bize neler getireceğini anlamaya çalışıyorum. Veba salgınına açılan bir kapıdan kim girmek ister ki?

Bir seçenek daha var. Şimdiye kadar olduğu gibi kapı kapalı kalmaya devam edebilir.

Öyle günler yaşıyoruz ki şu an bütün bir ulus için her iki kader seçeneği de mevcut ve gündemde. Kapıdan girildiğinde ise giderek bir seçenek devreden çıkacak. Diğer seçeneği güçlendiren gelişmeler yaşanacak.

Zaman 2021 veya 2023 yıllarını gösterdiğinde ise SON ÇIKIŞ imkânına hâlâ sahip olabileceğiz. 2027’den sonra ise geriye dönüş imkânsızlaşacak.

“Kolayı var, önce bir girelim, işimize gelmezse çıkarız” diyenlere “öyle gelişmeler olacak ki asla çıkamazsınız” diyen mektupları göstermeye çalışıyorum.

Şimdi seçeneklerin her ikisi de eşit şansa sahipken niye güvenli yolu seçmiyoruz ki? Seksen yıldır ülkeyi risklerden koruyup rakibe haklı zemin bırakmamış olan sağlam bir yolumuz var.

Görmüyor musunuz? Doğal gibi görünen bütün yaşadıklarımızda üstteki örtünün altından yapaylıklar dışarıya taşıp görünüyorlar.

Ortadoğu’daki Arap baharı göründüğü gibi doğal mı? Tarihin hiçbir devrinde birbirini tetikleyip olgunlaşması iki üç ay içinde meydana gelen bir devrimsel süreç var mı? Önderliği ve ideolojisi bulunmayan, hayalleri olmayan örgütsüz devrim hiç gördünüz mü?

Norveç’teki tek kişilik terör sizce doğal mı?

Aynı güvenlik sistemi içinde kalmaya devam ederek İsrail’e rakip olunduğunda bu duruma ses çıkarılmaması doğal mı?

Son iki aydır azgınlaşmış PKK terörü doğal mı?

PKK’nın yaptığı söylenen Ankara’daki bombalama doğal mı?

Yapay mı bütün bunlar?

Nereden biliyorsunuz?

Evet, bilemiyoruz. İşte o sebeple çekiniyoruz. Biraz ileride bir tuzak olabilir. Aynen veba sonuçları gibi bir tuzak…

Bize “Allah’ın kaderinde mi kaçıyorsun?” diyenlere “evet, öbür kadere kaçıyoruz” diyerek cevap verebiliriz.

Çünkü girilecek olanın sonu iyi görünmüyor.

www.anahtar.tv

(Visited 20 times, 1 visits today)
Kapat