Yazar: 19:08 Bilim, Köşe Yazıları • 70 Yorum

Kuantum

Yazılarımı okuyan arkadaşlardan bazılarında, anlaşılması aslında basit olan HIZIR konusunda fikir kargaşası izleri algıladım. Hızır’ın yaptığı olağanüstü işleri bir kulun yapamayacağını düşünerek ona Tanrısal bir rol biçme yoluna savruluyorlar.

Bu aslında yeni bir şey değil. Hızır da sadece İslâm’a ait bir karakter de değil. Geçmiş kadim uygarlıklarda izini sürdüğümüzde, Hızır’ın Tanrı gibi algılanmasına çok sık rastlıyoruz. Anadolu’daki birçok Hızır makamının antik devirde tabiat tanrılarına adanmış tapınaklar olduğunu görüyoruz. Bugün içinde veya etrafında Hızır makamı bulunan birçok caminin Bizans döneminde kilise, ondan önce ise tapınak olduğu biliniyor.

Kuran-ı Kerim’de işin doğrusu hem Hızır’ın hem de Zülkarneyn’in ağzından anlatılıyor. Allah’ın kapsayıp kuşattığı, yarattığı sistem içinde yapılan olağanüstü denilebilecek işler, sistemin izin verdiği ölçüler içinde gerçekleşebiliyor.

Bir konuyu anlayabilmek için, biraz uçuk da olsa bir model oluşturulabilir. Model sorularınıza cevap verdiği ölçüde geçerlidir. Tıkanırsa terk edilir. Ben de böyle yapıyorum. Herhangi bir konuyu derinlemesine anlayabilmek için çeşitli modeller oluşturuyorum. Bana yardımcı oluyorlar. Taraflı davrandığımda yanlış ve yetersiz olsa da modelimi savunmak istediğimi fark ettim. Tarafsız olunca ise, hatalı modeli terk etmem gerektiğini anladım. Bu sebeple, araştırmalarımın hepsine içlerinde bir miktar hata payı bulunduğu düşünülerek yaklaşılmalıdır. Mükemmel bir şeyin ancak Allah tarafından ortaya konulabileceğini biliyorum.

İnançlar aslında çok geniş kapsamlı kabul edilmiş kavramlardır. Onlar bütünlükleri içinde hayatın karşımıza çıkardığı sorulara cevap verirler, bize doğru ve yanlışı gösterirler. Çok sıkı kodlanmış oldukları için, bizi aynı zamanda hem dünyada, hem de ahirette yargılarlar. Aslında onlar Allah’ın bize lütuflarıdır, bize yardımcı olurlar. Genlerimiz vasıtasıyla onları atalarımızdan alıp geliştiririz.

Bir konuyu anlayabilmek için inancımıza aykırı görünen bir model oluşturup, modelin işleyip işleyemediğine bakmak ile, o modele angaje olup taraflı hale gelmek farklı şeylerdir.

Diyelim ki inancınıza ters olan ama sorduğunuz soruları cevaplayabilen bir modeliniz olsun. Ne kadar ikna edici olsa bile, inancınızdaki bilgileri o modele güvenerek terk edemezsiniz. Hatta daha ileriye gideyim; model mükemmel olsun, inancınızın yanlış olduğunuza sizi kesinlikle ikna etsin, yine de din değiştiremezsiniz.

Bir bilginin DNA haline gelebilmesini bilimadamları en az yedi nesil boyunca kaydedilmiş olmasıyla açıklıyorlar. RNA’lar yedi nesil boyunca kaydedilince, DNA olarak aktarılıyor, bize ulaşıyorlar. Kayıtlı bir DNA’yı iptal etmek istiyorsanız, onu yeni bir DNA ile değiştirmeniz gerekir. Bu işin en az yedi nesil, aynı titizlikle çaba gerektireceğini anlıyorsunuz değil mi? Bu sebeple peygamberler, eskisinin yerine getirdikleri yeni kayıtları özel bir sistem oluşturarak değiştiriyorlar. Bireysel gayretin ise uzun yıllara yayılması ve yeni gelen kodlamanın eskisinden daha mükemmel bulunması gerekiyor.

“Ben yanlışlarımı gördüm” diyerek, bireysel bir çabayla kimse dinini değiştiremeyeceği gibi, yeni kayıtlarıyla kendisini hem dünyada hem de ahirette yargılanmaktan uzak tutamaz, huzuru bulamaz.

Başkasının elindekini çalmak eski sistemde suç ise, ancak ve ancak size çok sağlam argümanlarla gelen yeni dininizde hırsızlık meşru hale getirilmiş ise ve içinde bulunduğunuz toplumun çoğunluktaki fertleri bunu onaylamış ise siz artık başkasının malını alabilirsiniz. Yoksa “ben yeni bir anlayışa ulaştım ve aydınlandım, bunu da uygularım” derseniz, kanunlar buna izin verse bile, kendi kayıtlarınız sizi yargılar ve cezalanırsınız. Hem dünyada hem ahirette azap görürsünüz. Kayıtlı Kuantum sistemini kandıramaz, eski kaydınızı yedi nesil geçmeden bireysel olarak değiştiremezsiniz. Peygamberler bunu sadece tek bir nesil içinde başarabilen özel insanlar olarak tarihe geçmişlerdir. Hızır Kuran-ı Kerim’de kul olarak anlatıldığı halde onu tanrılaştıramayız. Doğrusunu anlamaya çalışmalı, modelimizi revize etmeliyiz.

Kitapları indiren kaynak Allah’tır. Eğer bir kul, böyle bir kitabı çok ileri bir teknolojiyle yapabilir ve belki de böyle olmuştur denilecek olursa, bu yargı içinde bulunduğumuz inanç sistemine aykırı bir şey olacağı için, bizi farkında olmasak da rahatsız eder. Buna taraf olursak cezayı da hak ederiz.

Bilinçaltı hiçbir şekilde aldatılamaz. İndirilmiş kitapların başka bir kaynağı olabileceği düşüncesine destek olabilecek bir delil olmadığı için böyle bir düşünceyi modellemek bile doğru değildir. Desteği olmayan model hemen çöker. Bilinçaltımızda kayıtlı bulunan İslam inancına aykırı olduğunu bile bile, böyle bir inanca kendimizi zorlarsak, engellenemez rahatsızlıklar dizisi yaşarız. Bilinçaltı kayıtlarımız bizi normal platforma çekeceği için onunla devamlı kavga etmemiz gerekecektir. Bir türlü ikna edemeyiz. Bu durum baştan kaybedilmiş bir savaş gibidir.

Birkaç tane gizemi keşfedince aydınladım diyerek din değiştirme hevesine kapılacak arkadaşlara tavsiyem şudur: “Kendi kendinize boşuna savaşmayın, bu savaşı kazanmanıza imkân yok.”

Yeni keşiflerinizin yüzde yüz doğru, eski inançlarınızın yanlış olduğunu bilseniz bile dininizi değiştiremezsiniz. Çünkü kayıtlı sistem, sizin henüz aklınıza gelmeyen soruyu yeni modelinizi sorup cevap alamamış ve ikna olmamıştır. Peygamber olmadığınız için, eski sistemi bütünüyle kapsayacak yeni ve daha mükemmel bir model ortaya koyamayacağınız açıktır.

Öyleyse boşuna uğraşıyorsunuz. Yeni bir şeyler aramanıza hiç gerek yok. Sadece sizin olanı üst bilincinize yeniden öğretin.

Biraz felsefi oldu ama, bilmem KUANTUM’u anlayıp anlatabilmiş oldum mu?

www.anahtar.tv

 

(Visited 19 times, 1 visits today)
Kapat