Yazar: 16:05 Köşe Yazıları, Politika • 18 Yorum

KAPI: Yuşa tepesindeki Kaderimiz

yuşa tepesi kitabeleri

Gizemli belgeleri inceliyoruz. Kendileri eski olan, içinde barındırdığı bilgiler ise geleceğe ait olan belgeleri…

Yanıbaşımızdalar, elimizin altındalar; oysa biz onların varlıklarından bile habersiziz.

Yuşa tepesine ne dersiniz?

Meşhur dev mezar İstanbul’un Karadeniz’e açılan kapısında bulunuyor. Yemyeşil bir ormanın ortasında, İstanbul’un en yüksek yerinde Kanuni devrinde tesis edilmiş. Tam 500 yıldır bizlere göz kırpıyor.

Beşiktaş’taki Çırağan Sarayının tepeye doğru olan kısmında türbesi bulunan Yahya Efendi tarafından keşfedilmiş.

Hızır üç kez rüyasına girip “git tepeyi bul” deyince Yahya Efendi 40 dervişiyle gidip dev mezarı ortaya çıkartmış.

Kazılan yerden gerçekte ne bulunup çıkarıldığı ise tam bir muamma…

Sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile burası Yuşa A.S.’ın makam kabri olarak tesis edilip bugüne ulaşmış.

Aradan tam 300 yıl geçince ne değişmiş bilinmez; önce hiç ihtiyacı hissedilmeyen iki kitabe üç yıl arayla II. Mahmut Padişah olarak hüküm sürmekteyken asılıvermiş.

Kitabelerden birisi kabrin girişinde, yeşil zemin üzerine sarı yaldızlı Osmanlıca harflerle yazılmış. Diğer kitabe dev mezarın bulunduğu iç kısımda yan duvarda asılı. Rengi beyaz, mermer tam orta yerinden kırılıp iki parçalı bir görüntü almış ama Osmanlıca yazılar zarar görmemiş.

Yazılar rahatlıkla okunabiliyor. Bilseniz ne bilgiler var içinde…

Bizi hayrete düşüren, hiç alışık olmadığımız bilgiler var kitabelerde.

Gelecek zamandan bize seslendikleri çok açık.

Yeşil kitabede devamlı tekrarlanan sihirli bir cümle var.

“MAKAMI YUŞA İBN EL NUN DUR”

Bu öyle sihirli bir cümle ki, beyaz kitabede çapa olarak verilen sihirli 1700 rakamıyla işleme alınacak olursa aşağıdaki bilgiler, tarihleriyle ortaya dökülüveriyorlar.

  1. İsrail devletinin İsviçre’de kurulduğu Hicri 1368 senesi: Miladi 1897…
  2. İsrail devletinin Ortadoğu’da yaşamına resmen başladığı Hicri 1368 senesi: Miladi 1948…
  3. Ankara’dan İstanbul’a gelen Meclisin, Bakanlıkların ve Genelkurmayın Anadolu yakasının Karadeniz’e bakan bu bölgesindeki açılış tarihi olan Hicri 1435 senesi: Miladi 2015…
  4. İsrail’in yıkılacağı veya yıkılmış gibi görüntü vererek etkisizleşeceği, yönetilemez olacağı birinci devletinin son tarihi Hicri 1441 senesi: Miladi 2021…
  5. Durak noktası olarak verilen, Türkiye’nin Ortadoğu macerasına son vermesi gereken en ileri tarih Hicri 1441 senesi: Miladi 2021…
  6. Durak noktası aşıldığında başımıza gelecek olan “şiddetli şey”in yaşandığı Hicri 1452 senesi: 2029 veya 2030…

Mesajlar öyle çarpıcı tarzda oluşturulmuşlar ki ebced hesabıyla tarih veren sözler dikkatleri çekebilmek için istisnasız her satırda tekrarlanmışlar.

Satırların tasarımı hayranlık uyandırıyor. Yukarıda sıraladığım tarihleri her satırda karşınızda görebiliyorsunuz. Hatalı hesaplama ihtimali sıfıra düşürülmüş.

Tek bir fark bulunuyor.

Yeşil kitabede değişik cümlelerle her satırda hesaplanabilen kırılma yılı, mezarın içindeki beyaz mermer kitabede hiç bulunmuyor. Ne yaparsanız yapın. Beyaz kitabede küçük kıyametin tarihine ulaşamıyorsunuz.

İstanbul’a ve dolayısıyla Türkiye’ye korkunç yüzünü gösterecek olan her neyse sanki kaderden silinmiş gibi.

Beyaz kitabe bir başka kaderi açıklıyor.

Beyaz kitabe kendisi gibi beyaz ve barışçıl bir geleceği öngörüp bizlere bunun nasıl gerçekleşebileceğinin yolunu gösteriyor.

Beyaz kitabenin üçüncü beyitinin ikinci satırındaki dizelerin bir önerisi var…

Eğer Diyarbakırlı olanlar, evlenmiş oldukları kardeşlerine HÜRMET gösterecek olurlarsa güzel bir SON’a ulaşabilir, korkunç akıbet böylece silinebilir diyor.

Beyaz kitabeyi dinleyecek olursak PKK, toplumsal taban bulamayacak.

Bu sebeple girmek üzere olduğumuz KAPI’ya, yani Kuzey Irak’a hiç girmemiş olacağız. Buna gerek kalmayacak. Irak bay-pass edilecek olursa kader beyaz bir sayfa açacak. Kitabelerde kuruluş tarihi verilen İsrail ile kavga etmemizin zemini ortadan kalkacak.

Yeşil kitabenin bizi uyardığı korkunç akıbet olan küçük kıyamet silinecek. Hiç yaşanmayacak.

Ne güzel, değil mi?

Satır ne diyordu?

CÜMLE ZÜVARA DAHİ VİRE HÜDA HÜSNÜ HİTAM
(Benim gibi Diyarbakırlıların cümlesine, sahibi güzel bir son versin)

“Hüsnü Hitam” yani güzel bir son…

Güzel bir son olabilir. Bunu başarabiliriz…

Haydi, Yuşa tepesindeki ortası kırık beyaz kitabeyi inceleyelim.

Kitabenin mermeri ortadan kırılıp ikiye ayrılmış olsa da görevliler onu tamir edip tek parça hâlinde tutabilmeyi başarmışlar. Belki biz de ortadan çatlama sürecine girmiş gibi görünen geleceğimizi tamir edip tek parça hâlinde kalmasını sağlayabiliriz.

Kitabenin Osmanlıca yazılarında hiçbir hasar oluşmamış. Belki bizler de yazgımızı hasarsız hâlde tutabiliriz.

Gelin kitabeyi dinleyelim. Sonsuz zaman denizi içindeki bize göre gelecekte bulunan bir noktadan bize ulaşmış bulunan telsiz mesajına kulak verelim.

Deniz kurdu tatbikatına katılan donanmamızdaki telsiz konuşmaları gibi tasarlanıp bize ulaştırılmış bulunan bu garip mesaj şöyle son buluyor.

MÜHİMDİR TAMAM!

Ne Acayip şeyler var şu İstanbul’da. Hâl bu ki bizim hiç haberimiz bile yok!

 

www.anahtar.tv

(Visited 31 times, 1 visits today)
Kapat